Hidiv Kasrı

Yapı, boğazın Asya yakasında, Kanlıca ve Çubuklu arasında, dik bir yamaç üzerinde bulunmaktadır. Hidiv Kasrı, Mısır’ın son hidivi olan Abbas Hilmi Paşa’nın ikametgâhı olarak planlanmıştır. 1906 yılında mermer bir yapı olarak inşa edilmiş ve Paşa’nın ailesi, 1937 yılında buranın İstanbul Belediyesi’ne devrine kadar ikamet etmiştir. 1984 yılında restore edilen binanın bölümleri restoran, pastane ve otel odaları halinde düzenlenmiştir.

Küçüksu Kasrı

Yapı, boğazın Asya yakasında, Anadoluhisarı ve Kandilli arasında bulunmaktadır. Küçüksu Kasrı, ilk kez Sultan I. Mahmut döneminde, 1749 yılında inşa edilmiştir. Daha sonraları Sultan III. Selim ve II. Ahmet dönemlerinde restore edilen yapı, Sultan Abdülaziz döneminde yeni bir görünüme kavuşmuştur. Küçük ve zarif bir sanat eseri olarak inşa edilen kasrın hemen arkasında Sultan III. Selim’e ait bir çeşme bulunmaktadır. 1861 yılında, VIII. Edward İstanbul’u ziyaret ettiğinde, Sultan Abdülaziz, kendisinin onuruna burada bir öğle yemeği vermiştir. Küçüksu Kasrı, Cumhuriyet döneminde de bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış ve günümüzde müze-saray işlevi kazanmıştır.

Ihlamur Kasırları

Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi’nin 18. yüzyılda mesire yeri olduğu, padişaha ait bir Hasbahçeye dönüştürüldüğü, I. Abdülhamit ve III. Selim dönemlerinde de ilgi çektiği bilinmektedir. Sultan Abdülmecit döneminde yeni yapılaşma hareketi dahilinde bu alanda Ihlamur Kasırlarının yapımına başlanmıştır.

Yüksek çevre duvarlarının sınırlandığı ağaçlık bir alan içindeki iki yapı Nikogos Balyan tarafından yapılmıştır. Yapıldıkları 1849-1855 yıllarından bu yana kimi zaman Nüzhetiye, kimi zaman da Ihlamur Kasırları adıyla anıla gelmiştir.

Törenler için düşünülen ve kullanılan Merasim Köşkü, ön cephesindeki dönemin beğenisini yansıtan barok çizgiler taşıyan merdiveni, ilginç ve hareketli kabartmalarıyla çarpıcı bir mimarlık örneğidir. Osmanlı sanatında 19. yüzyılda tercih edilen motifler ve kalem işleri kullanılmış, Avrupa’nın çeşitli üsluplarındaki mobilyalar ve döşeme öğeleriyle belirli bir bütünlük sağlanmıştır.

Maiyet Köşkü ise daha küçük ve daha sade bir mimariye sahiptir.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1966 yılında TBMM Milli Saraylar bünyesine katılan Ihlamur Kasırlarının Merasim Köşkü bir Müze-Saray olarak ziyarete açıktır.

Maslak Kasırları

Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında bulunan Maslak Kasırları’nın yer aldığı çevrede ilk yapılaşmaların, Sultan II. Mahmut döneminde başladığı ve bu bölgenin Sultan II. Abdülhamit’in veliahtlığı sırasında sultanlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Bu yıllarda tarih sahnesine çıkan ve bölgeye özel bir konum kazandıran Maslak Kasırları’nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak saptanamamakla birlikte, büyük bir bölümü Sultan Abdülaziz dönemine (1861-1876) tarihlenmektedir. 170.000 m.²’lik orman arazisinin ortasında, yeşilin tüm tonlarını barındıran bir koruluğun içinde yer alan Maslak Kasırları’ndan günümüze; Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun ve Limonoğlu, Çadır ve Köşk Paşalar Dairesi gelebilmiştir.

Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda, çevrelerindeki yeşil örtüyle bütünleşen bu yapılar, 19. yüzyıl sonları Osmanlı mimarlığı ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini oluşturmaktadır. Sultan II. Abdülhamit’in çalışma ve yatak odalarının bulunduğu Kasr-ı Hümayun, bu sultanın Osmanlı tahtına çağrılmasına tanık olmuştur ve bu yönüyle Osmanlı tarihi açısından özel bir önem taşımaktadır. Günümüzde Kasr-ı Hümayun, eldeki belge, anı ve eski fotoğrafların ışığında onarılarak bir müze-saray olarak geziye açılmış durumdadır.

Mabeyn-i Hümayun ve ona bağlantılı Limonluk ile Çadır Köşk ve bahçesi de aynı biçimde ele alınarak onarılmış ve ziyaretçilerin oturup dinlenebilecekleri birer kafeterya kimliğine kavuşturulmuşlardır.

Aynalıkavak Kasrı

Aynalı Kavak Yazlık Köşkü 18 inci yüzyılda yapılmış ve daha sonra çeÅŸitli sultanlar tarafından restore ettirilmiÅŸtir. 1718′de takılan, bir kısmı Venediklilerden hediye aynaları nedeniyle bu ismi aldığı sanılmaktadır. Haliç üzerindeki saray, geleneksel Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Detaylı Bilgi