Turizm, tarihi yerler, müzeler, tatil mekanları, yurtdışında tatil
Sultanbeyli’nin tarihi 6. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Uzun yıllar Roma ve Bizans İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır. Sultanbeyli 1328 yılında Orhan Gazi’nin emriyle Abdurrahman Gazi ve Konur Alp Komutasındaki Osmanlı Ordusu tarafından feth edilmiştir. Fetihten sonra Abdurrahman Gazi Aydos Kalesi Tekfurunun kızı ile evlenmiştir. Bu evlilik gerek Türklerin gerekse Rumların hafızalarından uzun zaman silinmeyen izler bırakmıştır. Bu hatıranın izlerini taşıyan Aydos Kalesinin kalıntıları hala mevcuttur. Sultanbeyli hakkında Tevarihi Ali Osman, Kitab’ı Cihannüma gibi ünlü eserlerde de bilgiler bulunmaktadır. Sultanbeyli deki arazilerin esas maliki Osmanlı Devletinin ilk Denizcilik Bakanı olan Hasan Hüsnü Paşadır. II. ABDÜLHAMİD, kendisine yaptığı hizmetlere karşılık olarak Hasan Hüsnü Paşaya Sultan Beyliği Çiftliğini ulufe olarak vermiştir. Bu tarihi gerçek Hasan Paşanın 1910 yılında yaptırmış olduğu Osmanlıca haritada ortaya çıkmaktadır. Hasan Hüsnü Paşa 1922 yılında vefat edince oğlu tarafından maliki olduğu bu arazilerin tapuları isimli Yahudi’nin eline geçmiş, Frans Flipson’nun varisleri tarafından da bu gün ki hissedarlara satılmıştır. Ayrıca 1945 yılında Bulgaristan dan gelen göçmenler yerleştirilmiş ve bunlara tapu verilmeyip, zilyet verilmiştir. 1945 yılında Sultanbeyli deki arazilerin 7500 dönümlük bölümü kamulaştırılarak bu göçmen vatandaşlarımıza dağıtılmıştır.
Antik çağdaki isminin Selymbria veya Selybria olduğu bilinen kent, doğal bir limana sahip olması ve önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması sebebiyle her dönemde önemini korumuştur. Silivri şehri bugünkü kasabanın yanındaki koyun doğusunda Marmara’ya hakim 56 m. yüksekliğinde dik ve sarp bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Zamanla bu tepenin etrafı surlarla çevrilmiştir. Bugün bu yere Fatih Mahallesi denilmektedir. Şehir zamanla gelişerek surların dışına çıkmış ve yayılmıştır. Silivri Marmara Denizi kıyısında ( Propontis kıyısında İstanbul Byzantiun ) ve Marmara Ereğlisi ( Perintos ) arasındadır. Antik devirde Trakya doğuda Karadeniz, güneyde Marmara Denizi ve Ege Denizi, batıda Nestos nehri, kuzeyde Tuna Nehri ile çevrili bulunuyordu. Konumuzu oluşturan Selybria kenti de işte bu sınırlar içinde bulunmaktadır. Gerek Trakya bölgesinin gösterdiği kültür buluntularının ve gerekse Kınalı Köprü Prehistorik keramiklerinin benzerlerine Anadolu’da ve Troia 1′da rastlanılması bir kültür alışverişi olduğunu kanıtlamakta ve M.Ö. 3000 yıla kadar inen yerleşim yerlerinin varlığını ispatlamaktadır. Selymbria Kostantinopolis’in kurulmasıyla beraber yol şebekesine ve sadece 60 km. uzaklıkta bulunan imparatorluk başşehrinin ekti alanı içine girdi. Bundan sonra Selybria bir Bizans kenti o6larak Türkler tarafından alınıncaya kadar varlığını sürdürdü.